Kurdî English

IŞİD Haziran 2014’te Musul’u ele geçirdi. Irak ordusu, polis gücü, 50 bin üzerindeki mevcutlarına rağmen, 1500 civarında mevcudu olan IŞİD karşısında hiçbir çatışmaya girmeden geri çekildi. Irak ordusunun ikinci büyük karargahı Musul’daydı. Her türlü silah araç gereçleri, silah depoları IŞİD’in eline geçti.

IŞİD Ağustos 2014de, Şengal’e saldırdı. Şengal, Kürdistan’dan koparılmış parçalardan biriydi. Irak ordusunun koruması altındaydı ama Irak ordusu Şengal’i korumuyordu. Irak ordusunun, polis gücünün, Şengal’de güvenliği sağlamaktan uzak bir tutumu vardı. Bu durum karşısında, güvenliği sağlama konusunda peşmerge devreye girdi ama peşmerge, gelişkin, son teknoloji silahlara sahip değildi. Aynı zamanda yeteri kadar silaha da sahip değildi. Bu silahlar, Irak’ın elindeydi ama Irak peşmergeye, büyük talebi olmasına rağmen bu silahları vermiyordu.

IŞİD’in, en son teknoloji ile üretilmiş silahlarla Şengal’e saldırısının ilk günlerinde, peşmerge panikledi, geri çekilmek durumunda kaldı. Her şeye rağmen, peşmergenin geri çekilmesi doğru değildi, elindeki silahla, yetersiz de olsa, IŞİD saldırıları karşısında direnmesi, sivil halkı saldırılara karşı koruma görevini sürdürmesi gerekirdi.

IŞİD’in Şengal’e saldırısı sırasında ve sonrasında büyük bir Ezidi soykırımı yaşanmıştır. Yezda, bu soykırımı anlatan bir roman… Romancı Metin Aktaş, Ağustos 2014 ve sonrasında, Ezidi soykırımının nasıl yaşandığını, Ezidi genç kızı Yezda’nın ağzından anlatıyor (Metin Aktaş, Yezda, Aram Yayınevi, Kasım 2016, 178 s. )

Yezda, Ezidi dininde, üst kast sınıfını oluşturan bir pirin kızıdır. 15 yaşındadır. Yezda Ezidilerin peygamberi sayılan Şey Adi’nin anasının adıdır. Yezda’nın ağabeyinin adı da Musafir’dir. Musafir, Şeyh Adi’nin babasının adıdır. Musafir, soyu, Emevi Halifesi Mervan el Hakem’e dayanan bir din adamıdır. Pir Casim’in, kızına ve oğluna Şeyh Adi’nin anasının ve babasının isimlerini vermiş olması Şeyh Adi’ye bağlılığının bir göstergesidir. Şeyh Adi 1075 yılında, Lübnan’ın Bakaa Vadisi’nde doğmuştur. 1162 yılında ölmüştür. 15 yaşında evden çıkmış, kendisine yeni bir gelecek aramaya başlamıştır. Laleş’te vefat etmiştir. Mezarı Laleş’tedir. Şeyh Adi’nin, Zerdüştlüğü de içeren Kürd inançlarını, İslam faktörü ile kaynaştırarak farklı bir din yarattığı söyleniyor.

Suriye’de iç savaşın gelişmesi, Irak’a, Kürdistan’a, Şengal bölgesine de yansır. IŞİD’in Şengal’e saldırısı ihtimali arttıkça Şengal şehrinden, köylerinden ayrılıp Şengal Dağı’na sığınmalar da başlar. Yezda ve Ağabeyi Musafir de, babalarını, evden ayrılıp Şengal Dağı’na sığınma konusunda ikna etmeye çalışır. Fakat, babaları Pir Casim evi terk etmek istemez. “Öleceksem evimde öleyim” der. Tanrı Ezda’nın, Melek Tawus’un, Şeyh Adi’nin, kendilerini koruyacağını söyler.  Ezidi dininin yaymaya çalıştığı düşüncelere, geleneklere çok bağlı olan bir kişidir. Hayatını, Şeyh Adi’ye adayan bir kişidir.

Bu arada, Yezda’nın ablası Mayan, köylerindeki, Arap şeyhi Ali’nin oğlu Raşid’e aşık olmuştur. İki genç birbirlerini sevmektedir. Fakat gerek Ezidi dini, gerek Müslümanlık, başka dinden olan kişilerle evlenmeyi yasaklamaktadır. Bu kesin kurala rağmen, gençler evlerinden kaçarak evlenirler. Bunun üzerine Ezidi aile de, Müslüman aile de gençler için ölüm kararı alırlar. Ve bu kararlar uygulanır. Birkaç gün sonra her iki gencin de cesedi bir tarlanın kıyısında bulunur.

Ezidi dininde kastlar mevcuttur. Her kast kendi arasında evlilik yapar. Hem kastlar arası evlilikler hem de başka dinden olanlarla yapılan evlilikler ölüm nedenidir. Bütün bu baskılara rağmen Raşid’in küçük kardeşi Yusuf ile Yezda arasında da sevgi yeşermeye başlamıştır. Her iki gencin de birbirlerine karşı ilgisi gün geçtikçe artmaktadır. Pir Casim’in eşi Jiyan da üst kast sınıfına mensup bir aileden gelmektedir.

Mayan’ın ölümü üzerine, Yezda, ağabeyi Musafir ve anneleri Jiyan Pir Casim’e tepki gösterirler. Bu tepkiler üzerine Pir Casim dua odasına girip aileyle ilişkisini kesmektedir. Pir Casim, yılda iki defa, 40’ar gün oruç tutmaktadır. Tanrı Ezda’ya, Melek Tawus’a ve Şeyh Adi’ye dua etmektedir.

Raşid ve Mayan öldürülence, köydeki Sünni Müslümanlar, “kızınız oğlumuzu ayarttı” diyerek, Ezidi aileye saldırıya geçmişlerdir. Bu saldırı sırasında Pir Casim’in ailesi hem dövülmüşler, hem de maddi bakımdan zarara uğramışlardır.

İşte, Pir Casim’in ailesi böyle bir yıkım içindeyken, IŞİD’in Şengal’e saldırısı başlar. Yusuf aileyi Şengal Dağı’na götürmek için traktörüyle Pir Casim’in evine gelir. Pir Casim ikna olmaz. “Öleceksem kendi evimde öleyim” der. “Kızım ve karım Jiyan gidebilir” der. Karısı Jiyan kocasının, Pir Casim’in yanında kalır. Yezda traktöre biner. Yolda, Yezda’nın arkadaşı Hindi’yi de traktöre bindirirler. Traktörün kasası hıncahınç doludur. Yolda, gerek arabalarla, traktörlerle, gerek yürüyerek Şengal Dağı’na ulaşmak isteyen kalabalık Ezidi gruplarıyla karşılaşırlar.

İşte romanın konusu, bu noktadan itibaren, 15 yaşındaki Yezda’nın başından geçenlerdir. Yezda ve Hindi, Şengal Dağı’na ulaşırlar. Ama IŞİD askerleri Şengal Dağı’nı da işgal etmeye başlamışlardır. IŞİD işgal ettiği köylerde, kadınları çocukları bir tarafa, erkekleri bir taraf ayırmaktadır. Savunmasız erkekleri kurşuna dizmekte veya birbirlerine kalın iplerle bağlayıp üzerlerine benzin döküp canlı canlı yakmaktadır. Ve bu operasyonlar sırasında, IŞİD’liler, “Allahu ekber” diye bağırıyorlardı. IŞİD’in Ezidi Kürdlere karşı geliştirdikleri bu operasyonlara köydeki Müslüman Araplar, yoğun bir destek vermektedir. “Köyde Müslüman Araplarla Ezidi Kürdler birbirlerine Dünya ve Güneş kadar uzaktırlar." (s. 17)

Şengal Dağı’nda, Yezda ve arkadaşı Hindi, IŞİD’den gizlenerek hayata tutunmaya çalışırlar. Açlık, susuzluk gün geçtikçe artmaktadır. Şengal Dağı’na ulaşabilmiş Ezidiler arasında da açlık ve susuzluk çok büyük bir sorundur. Ama gizlendikleri alanlarda, IŞİD’in yapıp ettiklerini de izlemektedirler. IŞİD, Ezidi erkekleri kurşuna dizmektedir. Bu sırada panik atak yaşayan Yezda, “yapmayın” diye bağırır. Bu bağırmadan sonra, Yezda yerlerini belirtmiş olur. Kısa zamanda IŞİD’in eline geçerler.

IŞİD iki arkadaşı birbirlerinden ayırır. Yezda’nın, IŞİD’in elinde esaret günleri başlar. IŞİD emirinin evinde, daha sonra IŞİD komutanlarının denetimi altındaki evlerde, seks kölesi olarak kullanılır. Sonra esir pazarlarında satışa çıkarılır. Rakka’da da esir pazarı kurulmuştur.

Yezda’yı evine getiren emir, komutan, bir Kürddür. Yezda, onun telefonda Kürdçe konuşmasından Kürd olduğunu anlar. Kuzey’den bir Kürd… Ama, kendisine Kürd demez, Müslümanım, der. Kürd olmayı hakaret olarak algılar. Kürdlerin İblis (şeytan) soyundan geldiklerini söyler… “Hz. Süleyman bin bakireyle bugün Kürdistan denilen alandan geçiyormuş, İblis yollarını kesmiş. Bakirelere ayrı ayrı tecavüz etmiş. Kürdler, işte bu tecavüzden sonra üremişler.” (s. 64)

Yezda, IŞİD’lilerin elinde seks kölesi olarak kullanılır, daha sonra da esir pazarında satılır. İslam dininin, savaşta esir alınanların köle olarak kullanılmasına cevaz verdiği vurgulanır. Esir pazarında Yezda’yı, Hacı Cuma isimli ihtiyar bir esnaf satın alır. Hacı Cuma’nın bir gözü kördür.

Hacı Cuma Rakkalıdır. Esir pazarı orada da kurulmuştur. Evde, Hacı Cuma’nın karısı Ayşe, kocasına ve Yezda’ya çok tepki gösterir. Ayşe, Yezda’ya çok kötü muamele eder. Saçlarını keser. Kafasını bir numara ile tıraş eder. Halbuki, Ezidi dininde, gerek kadınların, gerek erkeklerin, saçlarını kesmeleri, dinin yasakladığı bir durumdur. Saçının kesilmesi, kafasının bir numara ile tıraş edilmesi onun Ezidi olduğunu, her zaman köle olarak alınıp satılacağını gösteren bir semboldür. Ayşe, evin temizliğini yaptırdıktan sonra, Yezda’yı her zaman karanlık bir odada kilit altında tutar. Hacı Cuma’nın ona yaklaşmasına hiçbir zaman izin vermez. Hacı Cuma, karısı Ayşe’yi, "Yezda’yı başka birine satacağım” diye oyalar. Sopa ve terör eşliğinde, Yezda’yı, Müslüman etmeye çalışmak, namaz kılmayı öğretmek, dualar ezberletmek, Ayşe’nin çok önemli bir görevidir.

Ayşe ve Hacı Cuma, Yezda’ya karşı çok kötü muamele eden kişilerdir. Ama Hacı Cuma’nın ihtiyar anası çok iyi bir kadındır. Bu kadın, gizli gizli, Yezda’ya, köleliği kabul etmemesini, evden kaçmasını salık verir. Bu kadın, Yezda’ya, oğlunun ve gelininin ruhsal bir köle olduğunu söyler, “sen bedensel bir kölesin, sen kurtulabilirsin, ama onlar kölelikten kurtulamaz” der. “Bu dünyada iki türlü kölelik var kızım, biri insanın bedeninin köleleştirilmesi, biriyse, insanın ruhunun köleleştirilmesidir. Köleleşmiş bir bedenin zamanla özgürleşme şansı vardır ama köleleşmiş bir ruhun hiçbir zaman özgürleşme şansı yoktur.” (s. 80)

Yezda, bu teşvik ve destek sonunda evden kaçmaya cesaret eder ve kaçar. Kadınların, Rakka’da, çarşıda çok azının dolaştığını fark eder. Çarşıda dolaşırken, demir kazıklara çakılmış insan kafaları görür. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmeyen Yezda hemen kırsal alana açılır. Kırsal alanda, tarlada çalışan bir baba ve iki kızıyla karşılaşır. Başından geçenleri onlara anlatarak yardımlarını ister.

Karşılaştığı bu kişinin ismi Musa’dır. Musa, Yezda’yı sahibine yani Hacı Cuma’ya teslim etmek niyetindedir. Ama kızları babalarının bu niyetine karşıdır. Akşam, Yezda’yı evlerine götürürler. Musa’nın karısı Fatma da Yezda’ya iyi muamele eder. Yezda’nın kurtulması için çaba gösterir. Bu arada Hacı Cuma, karısı Ayşe’yle birlikte sık sık Musa’nın evine baskın yapıp köleleri Yezda’nın orada olduğunu bildiklerini, teslim edilmesini isterler. Musa ve ailesi, Yezda’yı bir sandığa saklayarak evlerinde böyle bir kölenin olmadığını söylerler. IŞİD polisi eşliğinde evi didik didik ararlar ama üzerinde, yataklar, yorganlar yığılı olan sandığa bakmayı akıl edemezler. IŞİD polisinin bilgisinin dışında evlerde köle saklamak ölümle karşılanan bir eylemdir. Kimseler böyle bir eyleme kolay kolay cesaret edememektedir.

Fatma’nın kardeşi Recep, IŞİD’de görevli bir polistir. Fatma ve kızları, Yezda’yı, Recep’in yardımıyla, Tel Abyat’daki bir Müslüman Kürd aileye teslim etmeye çalışırlar. Recep, Tel Abyat’a giderek bu Kürd aileyle ilişki kurar. Kürd aile Yezda’yı kabul edeceğini söyler. Ama Recep, kardeşi Fatma’yı ve yeğenlerini kandırarak, Yezda’ya bir tuzak kurmuştur. Tel Abyat’a falan gitmeden, Rakka kırsalında bir yerde, Yezda’yı Osman adlı birine sattığı anlaşılır. Yolda, Yezda’ya birkaç kere tecavüz eder. Osman, kızı Zeynep’le birlikte oturan, Müslüman, yaşlı  bir Araptır. Recep, Yezda’yı Osman’a teslim eder. Tuzak o zaman anlaşılır.  Birkaç gün sonra, Recep tekrar Osman’ın evine gelir. Fiyat konusunda anlaşmazlık çıkar.  Anlaşmazlık çatışmaya dönüşür. Çatışma sırasında Osman, kızı Zeynep ve Recep ölür. Yezda Osman’ın köpeğiyle yalnız kalır. Ve hemen oradan uzaklaşır.

Yolda giderken büyük bir kalabalığa rastlar. Onlar da IŞİD’den kaçmaktadır. YPG, bu kalabalığa yön verir. Yezda, bu kalabalıkla birlikte, Peşhabir Sınır Kapısı’ndan Kürdistan’a, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne geçer. Yezda burada kamplardan birine yerleştirilir. Şahid bin Car bu aşamada Yezda’ya yardımcı olur. Yezda burada, Şehrazad gibi IŞİD zulmüne uğrayan başka kadınlarla tanışır. Herkes, başlarından geçenleri birbirine anlatır.

Kamp sorumlusu Şahid bin Car, Yezda’yı, babası Pir Casim’le görüştürür. Yusuf’un kampa Pir Casim’i nasıl getirdiğini, anası Jiyan’ın IŞİD tarafından nasıl katledildiğini orada öğrenir. Fakat babası Pir Casim, Yezda’yı kabul etmez. Onunla konuşmaz. IŞİD tarafından kirletilmiş olduğunu düşünerek, binbir türlü eziyet ve cefadan arta kalan kızını kabul etmek istemez. Laleş’te Baba Şeyh,  IŞİD tarafından zorla alıkonulmuş kadınları ve kızları Ezidi erkeklerle evlendirmektedir. Pir Casim bunu bildiği halde, kızını kabul etmez, onunla konuşmaz, kızının kendisine yaklaşmasına izin vermez. Fakat Şahid bin Car’ın ısrarı üzerine, Yusuf tarafından kampa nasıl getirildiğini, karısı Jiyan’ın nasıl katledildiğini anlatır.

IŞİD, Ezidi erkekleri, birer birer kurşuna dizerken, toplu halde, birbirlerine bağlayıp üzerlerine benzin döküp yakarken sıra Pir Casim’e geldiğinde, bir Müslüman Arap şeyhi, IŞİD askerlerinin yanına yaklaşarak şöyle der. “Bu adam, Ezidilerin kutsal hazinelerini saklıyor." Bunun üzerine Pir Casim’i öldürmezler. Ezidilerin kutsal hazinesinin gösterilmesi için baskı yaparlar. Pir Casim, Ezidilerin kutsal hazinesi falan olmadığını söyler, başka da bir şey söylemez. Söylemesi için baskıyı, zulmü artırırlar. Zincirlerle bir ağaca bağlanıp başı bir numara ile tıraş edilen Pir Casim, bu baskıyı, zulmü şöyle anlatır. “IŞİD askerlerinden çok, Sünni, Müslüman, Arap komşularımızın yaptıkları, söyledikleri beni daha çok öldürüyordu. Çevremde toplanarak beni, köpek gibi çağırıyor, üzerime tükürüyor, çiş yapıyor, orama-burama çöp dürtüyorlardı. Beni köpek gibi havlamaya zorluyorlardı, zincirlerimi söküp köyde dolaştırıyorlardı." (s.120) Bütün bu aşamalarda “Allahu  ekber” diye bağırıyorlardı.

Bu baskılara rağmen Pir Casim konuşmaz. Bunun üzerine, “eğer konuşmazsan, karını getirip senin gözlerinin önünde yakarız” derler. Pir Casim’den ses çıkmayınca, Jiyan’ı Pir Casim’in gözlerinin önünde, canlı canlı  yakarlar (s.128).

Yezda, Şahid bin Car tarafından, Laleş’e, Baba Şeyh’e gönderilir. Baba Şeyh Yezda’yı bir Ezidi erkekle evlendirmeye çalışır. Yezda evlenmeyi düşünmez. Türkiye üzerinden Avrupa’ya kaçmayı hayal eder. Kendisi gibi düşünen bir Ezidi kızla birlikte kaçma planları yapar. Laleş’den gizlice ayrılıp dağ yollarını kullanarak Türkiye’ye geçerler. Yol arkadaşı, yolda karşılaştığı bir Ezidi erkekle evlenir. Yezda yine yalnız kalmıştır. Diyarbakır’da bir kampa yerleşir. Kampta arkadaşı Hindi’yle karşılaşır. Birlikte, Yunanistan’a kaçma planları yaparlar.

Yoldayken, gerillalarla, insan kaçakçılığı yapan gruplarla karşılaşırlar. İnsan kaçakçıları, Ezidi kadınlarına, tuzaklar kurarak, onları Avrupa’ya gönderiyoruz diye fuhuş yuvalarında çalıştırmanın peşindedirler. Gerillalar, bunlardan birkaçını cezalandırır ve onlardan ele geçirdikleri dolarları bu kadınlara vererek yol masraflarının karşılanmasını sağlar.

Yezda ve arkadaşı Hindi, Ege’ye kadar ulaşırlar. Yunanistan’a geçmek için lastik bota binerler. Bot hıncahınç doludur. Bot denize açılır. “Yarım saat sonra Yunanistan’dayız” denir. Bir süre sonra, bottaki bir Müslüman, Ezidilere hakaret dolu sözler sarfeder. Ezidi erkekler buna tepki gösterir. Botta kavga başlar. Bu kavgayı durdurmak için büyük çabalar sarf edilir ama bu çabalar başarılı olmaz. Bu kavga sırasında bazı insanlar denize düşer. Sonunda bot alabora olur.  Bottaki insanların tümü denizdedir. İnsanlar boğulmamak için çırpınmaktadırlar. Yezda da denizdedir, boğulmamak için çırpınmaktadır. Gözlerini açtığı zaman kendisini bir hastanede bulur. Yine Türkiye’dedir. Yunanistan’a geçememiştir. İnsan kaçakçıları bir defa daha kazanmışlardır.

 Dil, Anlatım

Romancı Metin Aktaş, bunları çok akıcı bir dille anlatmaktadır. Metin Aktaş’ın çok güçlü anlatımı var. İnsanların duygularını çok iyi yansıtmaktadır. Doğa-insan ilişkilerini çok çarpıcı bir şekilde betimlemektedir.

“Sevinç naraları atan Sünni Müslümanların sesleri, silah sesleri gök gürültüsü gibi köyü sarmaya başlamıştı.  Acı ve sevinç aynı anda, aynı yerde yaşanıyordu. Bir nar ağacının altında yere çökmüş bir yaşlı kadın gözyaşları dökerek dua ediyordu. Ayakları çıplaktı. Başındaki poşuyu yere indirmiş, keçeleşmiş, pamuk gibi ak saçları yüzüne dökülmüştü. Yanında bir kediyle üç yavrusu vardı. Kedi yavruları miyavlayarak yaşlı kadının çevresinde dolanıyorlar, nar ağacının kökünde pusuya yatmış kedi ise, nar ağacının dalları arasında, cıvıldaşan serçelere saldıracak anı bekliyordu. Kargayı gören serçeler, onunla oynamak istiyorlarmış gibi daldan dala uçuşuyorlardı. Yularını koparmış kır bir beygir dörtnala yanımızdan geçti. Az sonra, onun ardından koşan çıplak ayaklı bir adam göründü…” (s.37)

“Ezidiler, Şengal Dağı’na sığınmaya çalışıyordu. İnsan selinin ucu bucağı yoktu. Başı Şengal Dağı’nın eteklerine ulaştığı halde, sonu görünmüyordu. Şu an Şengal Dağı, çekirgelerin saldırısına uğramış bir buğday tarlasını andırıyordu, dehşet vericiydi gördüklerim. Binlerce insan dağın doruğuna kaçıyordu. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, gençler ardına bakmadan kaçıyordu. Kimse nereye gideceğini bilmiyordu…”  (s.41)

“Top mermilerinden korunmak için insanlar kaya altlarına sığınmaya çalışıyorlar, bazen de yer kapma yüzünden birbirleriye kavga ediyorlardı…. Açlık, susuzluk ölüm korkusu bu insanları vahşi hayvanlara döndürmüştü….” (s. 43)

“… Hemen yakınımızda bir kadın cesedinin üzerinde iki metre büyüklüğünde siyah bir yılan duruyordu. Yılan bizi gördüğünde kaçacağına, toplanarak başını havaya kaldırıp tıslamaya başladı. Bizi gören kartallar, şahinler, akbabalar, korkup havalanarak bir süre cesetlerin üzerinde dolandılar ama çok geçmeden içlerinden bazıları cesetlerin üzerine kondu. Çok korkunç vahşi sesleri var. Çakal kaçıp gitmedi. Uzak bir mesafede durmuş bize bakıyordu. Şimşek hızıyla alçalan bir kartal, yılanı kaptığı gibi havalandı. Gökyüzünde kartalla yılanın savaşı başladı. Nasıl yaptıysa yılan kartalın kanatlarına dolanmayı başardı. Kartal kanatlarını kurtaramayınca, kavisler çizerek yılanla birlikte yere düştü. Bir başka kartal kavgaya karıştı…” (s. 51)

“Kendisini bir uçurumdan aşağı atmış, ama hala ölmeyerek uçurumun içerisinde bir kızvan ağacının altında inleyen yaralı bir kadın gördüm. Kadın yaşıyordu ama üç kartal, canlı canlı onu yiyordu…” (s. 52)

“Dağın yükseklerine çıktıkça, arada bir önümüze çıkan, çalı ve dikenler çoğalmaya başladı. Hindi aç bir keçi gibi, kurumaya başlamış otların içerisinde bulduğu otları yiyor, zorla bana da yediriyor. ‘Hayatta kalmak için yemek zorundayız, keçilerin yediği her otu biz insanlar da yiyebiliriz’ diyordu…” (s.57)

Metin Aktaş’ın Avesta romanında da böyle güçlü anlatımlar var (Avesta, Fam Yayıncılık, Mayıs 2015, 348 s.).

YPG, Gerillalar

Romanın birçok yerinde, YPG ile ilgili çok olumlu anlatımlar var. Kıyamet günlerinde, Ezidi halka yardımcı oldukları vurgulanıyor. Günümüzde de PKK/KCK  Şengal’de varlığını sürdürmektedir. Şengal kaymakamının isteklerine rağmen, Şengal’i terketmemektedir. Bu konuyla ilgili bazı düşüncelerimi kısaca ifade etmek istiyorum.

PKK/KCK’’nin Şengal’deki varlığını, Ezidi Kürd halkına, güvenlik sağlamanın ötesinde düşünmek gerekir. Şöyle ki, Şengal Kürdistan’dan koparılmış bir alandır. Kerkük gibi, Xanekin gibi… Bu durumu ifade etmek için, “tartışmalı bölgeler” şeklinde bir kavram da kullanılmaktadır. Fakat kanımca, “tartışmalı bölgeler” kavramı yanlıştır. “Tartışmalı” kavramı, sorun öyle de anlaşılır, böyle de anlaşılır gibi bir anlama sahiptir. Halbuki, Şengal’in Kürdistan’dan koparılan bir alan olduğu, bu konuda bir tartışma olmadığı çok açıktır.

Saddam Hüseyin dönemine kadar, Şengal tam anlamıyla Ezidi Kürdlerin yaşadığı bir yerleşim alanıdır. O zamanlar Şengal’de tek bir Arap aile yoktur. Saddam Hüseyin 1975’te, Şengal’in nüfus yapısını değiştirmek için operasyonlara başlamıştır. Ezidi köylerini yakıp yıkmış, Ezidilerin yakılan, yıkılan bu köylere geri dönüşlerini önlemek için her önlemi almıştır. Örneğin su kuyularına, çeşmelere beton dökmüştür. Ezidileri yeni kurulan ve Köy-Kent denen daha büyük yerleşim birimlerinde toplamıştır. Bu güvenlikçi bir uygulamadır. Ezidi halkın değil, devletin güvenliğini esas alan bir uygulamadır. Köy-Kent denen bu alanlara Arap ailelerini de yerleştirmiştir. Arapların Şengal’de görünmesi 1975ten sonrasıdır. Kürdistan’ın nüfus yapısını bozmak, Kürdistan’a Arapları yerleştirmek, Kürdleri Arap çöllerine sürgün etmek, Irak’ta da Suriye’de de Baas Partisi’nin en önemli çabasıdır.

Baas Partisi’nin üç temel ilkesi vardı. Birlik, sosyalizm, bağımsızlık. Birlik, Basra Körfezi’nden Fasa kadar, Arap anavatanını birleştirmek anlamına geliyordu. Ama Baas anlayışında, Arap Anavatanı Kürdistan’ın güneyini de içeriyordu. Arap, Ortodoks, Hristiyan Mişel Eflak (1912-1989),  Arap, Sünni, Müslüman Salah Bitar (1911-1980), Arap, Alevi Zeki Arsuzi (1899-1968) ve Arap Ekrem Hawrani, (1912-1996) Arap Baas Sosyalist Partisi’nin 1940’lardaki kuruluşundan beri bu ilkeleri kararlı bir şekilde savunuyorlardı Mele Mustafa Barzani, Kürdistan Demokrat Partisi, Baas Partisi’nin bu ‘birlik’ anlayışına şiddetle karşı çıkıyordu. Kürdistan’ın ayrı bir ülke olduğunu, Kürdistan’ın, Kürdistan’ın  güneyinin,  Arap Anavatanı içinde değerlendirilemeyeceğini vurguluyordu. Kürdlerle Saddam Hüseyin arasındaki anlaşmazlıkların önemli bir nedeni buydu. Bu konu Kürdlerle Araplar arasında sık sık gündeme geliyordu.

.

Irak’ta da Suriye’de de devletler, devlet terörü uygulayarak Kürdistan’ın nüfus yapısına müdahale ettiler. Irak’ta Saddam Hüseyin (1937-2006) döneminde, 1973 ve sonrasında bu çok gelişti. Suriye’de, Cumhurbaşkanı Nurettin el Atasi (1929-1992) döneminde, 1966-1970 yılları arasında çok yaygın bir uygulamaydı. Daha sonra Hafız Esad (1930-2000) bu uygulamayı 1970 ve sonrasında kararlı bir şekilde sürdürdü.

1958’de, Suriye ile Mısır, Arap Anavatanı’nın birleştirilmesi konusunda bir anlaşma yaptılar. O zaman Mısır Cumhurbaşkanı Abdülcemal Nasır (1918-1970) Suriye Cumhurbaşkanı Şükrü el Kuvvetli’ydi (1891-1967). Birleşik Arap Cumhuriyeti, 22 Şubat 1958-29 Eylül 1961 arasında yaşam buldu. Başarısız bir uygulama olduğu için feshedildi. 1958’den önceki duruma geçildi. Arap Anavatanı’nın birleştirilmesi çabaları sonuçsuz kaldı. Ama Kürdistan’ın güneyini Arap Anavatanı içinde gösterme her zaman sürüp gitti. Bu anlayış, Kürdlerin kararlı tepkisine rağmen hiç kesintiye uğramadı.

PKK/KCK Şengal’de, YBŞ isimli bir örgüt kurmuştur. Ezidi gençleri örgütlemeye çalışan bir örgüt. Bu örgüt Haşdi Şabi ile işbirliği içindedir. Haşdi Şabi’nin Kürd düşmanı bir örgüt olduğu çok açıktır. Irak hükümetinden maaş da almaktadırlar.  Bu maaşın, son zamanlarda kesildiği söylense de, niyeti göstermesi bakımından önemlidir.

Bu bakımdan, PKK/KCK’nin, orada varlığını sürdürme çabası, Irak hükümetine, Irak devletine hizmet anlamına gelmektedir. Bunu, Ezidi Kürd halkına, Şengal halkına güvenlik sağlama diye yorumlamak doğru değildir. Bu, Kürd toprağını, Irak hükümetine, Irak devletine bağlama çabasıdır. Bir Kürd örgütünün,  Kürdistan’ın öz çıkarlarını, Kürdistan’ın genel çıkarlarını bir kenara itip hatta bunu hiç düşünmeyip, Irak hükümeti için çaba göstermesi kabul edilemez. Laik, sosyalist, enternasyonal de ümmetçi enternasyonal de Kürdlere hiçbir şey vermemektedir. Her iki enternasyonal de Kürdlere karşı, Kürdlere müşterek baskı kuran devletlerin haklarını çıkarlarını savunmaktadır.

“Şengal’de sadece Kürdler yaşamıyor”, diyerek enternasyonalci görünmek kendini bilmemek anlamına gelmektedir. Kendini bilmeden ona-buna hizmete kalkmak sağlıklı bir tutum değildir.

Kardeşlik…

Kürdlerle Arapları bir arada yaşatmanın da hiçbir anlamı yoktur. Örneğin, Şengal’de, Şengal köylerinde, Kürdlerle Araplar, birbirlerine Dünya ve Güneş kadar uzaktırlar. Ezidiler soykırım yaşarken, bu soykırıma en çok Ezidilerin komşuları Araplar IŞİD’e destek vermişlerdir. Bu ortamda “kardeşlik” olur mu? Bir bağımsız Kürd devletiyle, Irak devleti arasında, giderek Araplarla Kürdler arasında kardeşlik ilişkileri oluşabilir. Ama bugünkü ortamda, Kürdlerin Irak’a bağlı kalması durumunda “kardeşlik” oluşması mümkün değildir. Kardeşliğin temel koşulu şudur: Eğer senin sahip olduğun haklara, özgürlüklere ben de sahipsem aramızda zamanla, bir kardeşlik oluşabilir. Aksi halde, senin sahip olduğun haklara ve özgürlüklere kavuşmam devamlı olarak baskı altında tutulursa, böyle bir kardeşliğin oluşması mümkün değildir.

Ezidiler-Baas Partisi ilişkisi

2014 Ağustos’unda, IŞİD’in Şengal’e saldırısına, peşmerge güçlerinin geri çekilmesine, bazı Ezidi ailelerin Şengal şehrini terk etmek ve Şengal Dağı’na sığınmak konusunda ikircikli davranmasına farklı bir açıdan daha bakmakta yarar vardır.

Hüseyin Turhallı, 4 Ocak 2017de, kurdistan-post.eu’da, “Şengal Kürdistan mı?” başlıklı bir yazı yayımladı. Bu yazı, Ezidiler, Baas Partisi, Şengal, Kürdler/Kürdistan gündeme geldiği zaman, çok aydınlatıcı bir yazıdır. Bu yazının öğrettiklerini kısaca şöyle anlatmak mümkün: Ezidiler, en azından Ezidilerin bir kısmı, Saddam Hüseyin döneminde, Baas Partisi’ne çok yakın bir tutum izlemektedir. Bu tutum, Kürdlere/Kürdistan’a oldukça uzaktır.  Örneğin Ezidiler Saddam Hüseyin’e siyasi müsteşarlık yapmaktadır.

IŞİD’in önemli bir kesiminin, Saddam Hüseyin’in Muhafız Alayları’nın elemanları olduğu bilinmektedir. Saddam Hüseyin döneminde, Ezidilerin Baas Partisi’yle çok yakın ilişkide olduğu söylenmektedir. Ezidiler-Baas Partisi, Cumhuriyet Muhafızları ilişkisi, Ezidilerin de bilgisi dahilindedir. IŞİD’in Şengal’e saldırısı gündeme geldiği zaman, Ezidilerin, bir kısmının, “Baasçı dostlarımız yine Şengal’e geliyor…” anlayışı içinde olmaları mümkündür. Bu saldırı haberlerine rağmen Şengal’i terk etmemek,  böyle yorumlanabilir.  Peşmergenin, “çekilelim, Ezidiler katliama uğrasın…” anlayışı içinde olduğu elbette söylenemez.

Bugün Duhok’ta, Ezidi Sosyal ve Kültür Merkezi Yüksek Meclisi isimli bir kurum var. Bu kurumda çok geniş bir kütüphane ve müze bulunmaktadır. Geleceği olan bir kurum… Bu kurum, örneğin bu durumları, günün koşulları içinde tartışabilir. Bunun dışında, Ezidi dininde, çok sert bazı ilkeler vardır. Örneğin, kastlar arası evlenmek ölüm nedenidir. Bir Ezidi’nin başka dinden olan bir kişiyle evlenmesi ölüm nedenidir. Bu kaideler yumuşatılabilir. Kast sistemi yumuşatılabilir. Bütün bu konularda, Ezidi Sosyal ve Kültürel Merkezi şüphesiz çok önemli hizmetler yapabilecek bir kurumdur.

 


Ezidi Sosyal ve Kültürel Merkezi Yüksek Meclisi yöneticileriyle...

 

 


Ezidi Sosyal ve Kültürel Merkezi, Kütüphane...


Copyright © 2017